11.Sınıf Edebiyat Konuları

25/2/2009 | Kategori: Lise 3 Edebiyat Konulari _HEPSI_ |

TANZİMAT EDEBİYATI

Tanzimat Edebiyatı ve Tanzimat Edebiyatını Hazırlayan Etkenler

Osmanlı Devleti'ni çağdaşlaştırmak için yapılan atılımların tümüne "Siyasal Tanzimat" denir. Bu kuşak içinde yetişmiş gençler, Batı kültür ve edebiyatını tanımış ve yepyeni bir edebiyat oluşturmuşlardır.

İşte bu edebiyata Tanzimat edebiyatı adı verilir.Tanzimat edebiyatı, Tanzimat'ın ilanından yirmi yıl kadar sonra 1860'ta Tercüman-ı Ahval gazetesinin çıkarılmasıyla başlar ve 1895'e kadar sürer. Bu edebiyatın içinde yer alan sanatçılar yapıtlarında Tanzimat'ın getirdiği reformları savunmuşlardır. Bu nedenle eskileri sürekli eleştirmişler, sanatı öğretici bir araç olarak kullanmışlardır. Uygarlık değerlerini öğretmek, onların baş amacı olmuştur. Bunun da en iyi biçimde "gazetecilik" ile yapılacağını düşünmüşler ve işe "gazete" ile başlamışlardır.

 

Tanzimat Fermanı

 

"Tanzimat" sözcüğü, düzenleme, düzeltme anlamlarına gelen tanzim sözcüğünün çoğuludur. 1839 yılının, Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa Uygarlığı arasındaki ilişkilerde önemli bir yeri vardır.

Tanzimat Fermanı'na, 3 Kasım 1839'da Gülhane Parkı'nda okunduğu için, Gülhane Hatt-ı Hümayunu adı da verilir. Bu ferman Reşit Paşa tarafından halka duyurulmuştur. Bu tarih, Osmanlı İmparatorluğu'nun "insan haklarının korunması" ilkesini kabul ettiğini bildirdiği tarihtir.

 

Osmanlı Tarihi'nde, Tanzimat Dönemi denilen yeni bir dönemin başladığını haber veren Gülhane Hatt-ı Hümayunu'nda bildirilen başlıca değişiklikler şunlardır:

 

Alınan bu önemli kararlar o günkü toplumsal yaşamı ve yapılacak değişiklikleri ortaya koymaktadır. Bununla beraber 18 Şubat 1856'da Avrupalılar (Fransa, İngiltere, Avusturya) Padişah Sultan Abdülmecit'ten bir ferman daha çıkarmasını istemişlerdir. "Islahat Hatt-ı Hümayunu" "Vak'ayı Hayriye" veya "Tanzimat-ı Hayriye" adlarıyla da anılan bu ferman, bütün din ve mezheplerin hürriyetini garanti altına alıyordu. Her ne şekilde olursa olsun bu fermanlarla Osmanlı Devleti yasal ve Avrupai bir şekil aldı. Böylece devlet idaresi, Doğu-İslam uygarlığı etkisinden çıkarak Avrupa uygarlığı etkisine girmiş olacaktı. Çeşitli alanlardaki yeniliklerin edebiyat alanında da görülmeye başlanması kaçınılmaz bir gelişme oldu.

 


Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatına Genel Bakış

 

Tanzimat edebiyatıyla birlikte Avrupa'dan alınmış roman, öykü, tiyatro, makale gibi edebi türler kullanılmaya başlanmıştır. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi Tanzimat'ın I. dönem edebiyatçıları Fransız Devrimi'yle dünyaya yayılan vatan, millet, adalet, hürriyet gibi kavramları işlemişlerdir. Sanatın amacını toplumu eğitmek, halka ulaşmak olarak gördüklerinden yalın bir dili kullanmayı savunmuşlar; ama eski alışkanlıklarından da kurtulamamışlardır.

 

İlk Türkçe gazete 1831'de çıkarılan Takvim-i Vakayi adındaki resmi gazetedir. Churchill adında bir İngiliz'in daha sonra çıkardığı Ceride-i Havadis (1840) yarı resmi bir yapıya sahiptir. 1860 yılından sonra gazetelerin sayısı çoğalır. Bu yıl Şinasi, Agâh Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahval'i (1860) ilk özel Türk gazetesi olarak çıkarır.

 

1862'de de Şinasi Tasvir-i Efkâr’ı çıkarır. Gazete aracılığıyla topluma sosyal ve politik alanda yeni fikirler sunulur.

 

Bu dönemde etkisi en geniş ve sürekli olan kişi Namık Kemal'dir. Celâleddin Harzemşah adlı piyesinde ve Cezmi adlı romanında kendi idealine uygun tarihi kişilikleri işler. İntibah'ta ise sosyal sorunlar üzerinde durur. Ahmet Mithat Efendi, Felâtun Bey ile Rakını Efendi ve Kıssadan Hisse adlı eserlerinde halkı bilgilendirmek, eğitmek amacını güder. Şinasi, Şair Evlenmesi adlı piyesinde görücü usulüyle evlenmeyi eleştirir. Böylece bir folklor çalışması da yapar. Şemsettin Sami, Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat romanında evlenme şeklinin yanlışlığına değinir. Ziya Paşa, Şiir ve İnşa adlı makalesinde Tanzimat Dönemi'nin sanat anlayışını benimsemiş görünürken Harabat adlı eserinin ön sözünde önceki görüşlerini inkâr eder.

 

II. Abdülhamit Dönemi politik ve sosyal durum itibariyle baskıların arttığı bir dönemdir. Parlamento rejiminin, Osmanlı Devleti'ni parçalayacağını düşünen II. Abdülhamit, Mebusan Meclisi’ni kapatarak ülkeyi Yıldız Sarayı'ndan idare eder. Hürriyet taraftarlarını İstanbul'dan uzaklaştırır. Politik ve sosyal düşüncelerin yasaklanması edebiyatı da etkiler.

 

Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal'den oluşan topluluk genel olarak "toplum için sanat" yaparken; Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai'nin oluşturduğu grup "sanat için sanat" anlayışına yakınlık göstermişlerdir. Abdülhak Hamit Batı edebiyatının şekil ve türlerini, klasik ve romantik Avrupa edebiyatı örneklerini edebiyatımıza başarıyla yansıtmış, Avrupailiğin bizde tam bir temsilcisi sayılmıştır.

 

Sami Paşazade Sezai, roman, hatıra ve küçük hikâyeleriyle romantik ve realist ekollerin inceliklerine ulaşmış bir yazar olarak karşımıza çıkar. Bu dönemde yol gösterici, edebi bilgiler yazan ve bir edebiyat öğretmeni gerekliydi ki o yıllarda bu görevi Recaizade Mahmut Ekrem yapmıştır.

 

Tanzimat'ın II. döneminde Türk edebiyatının temsilcileri, ülkedeki devlet otoritesinin, sanatçılara fırsat vermeyecek kadar sert olmasından dolayı "toplum için sanat" ilkesinden uzaklaşmışlardır. Bunun yanında bu dönem temsilcilerinin mücadeleci bir ruha sahip olmadıklarını kabul etmek gerekir.

 


Tanzimat Döneminde Edebi, Siyasi ve Sosyal Değişimler

 

 


Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Özellikleri

 

Tanzimat Dönemi "Türk dil tarihi" konusunda çalışmaların başladığı, sözlük çalışmalarının ilk defa bilimsel olarak yapıldığı bir dönemdir.

Konuşma dilindeki sadeliğin yazı dilinde de olması görüşünü benimsemişlerdir.

Roman ve hikâyelerde dil iki değişik görüntü verir. Karşılıklı konuşmalarda sadeleşen dil, ruh çözümlemeleri ve tasvirlerde ağırlaşır.

Tiyatroların dili genellikle sahne diline uygundur. Şive taklitleri ve cinaslar, geleneksel Türk seyirlik oyunlarından Meddah, Orta Oyunu ve Karagöz'den esinlenme, eserlere yansımıştır.

Birkaç şairin özenti ile halk şiiri yolunda yaptıkları şiir çalışmaları dışında, şiirin dili oldukça ağırdır. Divan edebiyatını bile geride bırakan bu ağır dil, Arapça Farsça tamlamalarla doludur. Bu ağır dil, Tanzimat'ın birinci dönemindeki "Toplum için sanat" görüşüne ters düşer.

Divan nesrinin belirgin özelliği olan sanatlı ve uzun cümle yapıları terk edilmiş, kısa ve açık anlatımlı cümleler kullanılmaya başlanmıştır.

 


Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatının Genel Özellikleri

 

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman

 

 

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Roman ve Hikâyenin Genel Özellikleri

 


Tanzimat Dönemi Türk Tiyatrosunun Genel Özellikleri

 

Tiyatro

 

Türkler sahne gereksinimlerini Tanzimat dönemine kadar Meddah, Karagöz ve Orta Oyunu ile karşılamışlardır. Ne taklide dayanan Meddah ne şahısları perde üzerine yansıtılarak hikâyesi canlandırılan Karagöz ne de olayı kişiler aracılığıyla halk arasında temsil eden Orta Oyunu, bugün tiyatro adına verdiğimiz seyirlik edebiyat türünün karşılığıdır.

 

Batılı anlayışa uygun bugünkü modern tiyatro, edebiyatımıza Tanzimat'tan sonra girmiştir. Tanzimat'ın daha ilk yıllarında tiyatro binaları yapılmaya başlanmış, önceleri rakipsiz yıllarında tiyatro binaları ve grupları zamanla yerlerini yerli topluluklara bırakmışlardır. Dönemin koşullarına göre tiyatronun seyircisi Batı kültürüyle yakından ilgilenen küçük bir gruptan ibarettir. Bunun yanında pahalı bir eğlence olması, Türk kadınının sahneye çıkamaması gibi sebeplerden dolayı Türk tiyatrosu kısa zamanda gelişememiş, uzun süre sanatçı olarak Türk yaşam biçimini benimsemiş olan Ermeni azınlıktan yararlanmıştır. Sahneye Afife Jale 1919 yılında Müslüman Türk kadını olarak ilk kez "Yamalar" oyununda çıkmıştır.

 

İlk tiyatrolar, İtalyan ve Fransız girişimciler tarafından kurulmuştur. Hoca Naum, Hasköy, Şark ve Ortaköy tiyatroları ilk yerli tiyatrolardır. Daha sonra ilk ciddi tiyatro 1867'de kurulan yarı resmi Osmanlı Tiyatrosu'dur.

 

Uzun süre hizmet veren Osmanlı Tiyatrosu, Ahmet Mithat'ın, Çerkez Özdenler adlı dramının hürriyet duygularını aşıladığı bahanesiyle 1884'te II. Abdülhamit tarafından kapatılmıştır.

 

Basılı ilk tiyatro eserimiz, İbrahim Şinasi'nin 1859'da yazıp 1860 yılında Tercüman-ı Ahval'de tefrika ettiği Şair Evlenmesi'dir. 1859'dan önce yazılan İskerleç adında bir yazara ait olan Vakayi-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Keşger Ahmet (Pabuççu Ahmet'in Garip Vak'alar ve Maceraları) adlı eser ile Hayrullah Efendi'nin Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşeni adlı eseri 1859'dan sonra basıldığı için ilk Türkçe piyes olarak kabul edilmemektedir.

 

Namık Kemal, tiyatroda eğlence ile toplumsal yararı birleştirir. Vatan yahut Silistre (1873) Celâlettin Harzemşah (1881) oyunlarında tarihsel konuları, Gülnihal (1875), Zavallı Çocuk (1873) ve Akif Bey (1874) adlı oyunlarında ise toplumsal konulan işler.


Ahmet Vefik Paşa, tercüme ve adaptasyon tarzında eserler vermiştir. Moliere'den çevirdiği ve Zor Nikâh, Zoraki Tabip adını verdiği Türkçeye adapte edilmiş eserleriyle büyük başarı sağlamıştır. Ali Bey, Kokana Yatıyor, Misafir-i İstiskal gibi birer perdelik komedileri yanında Moliere'den adapte ettiği Ayyar Hamza ile tiyatromuza katkıda bulunmuştur.

Ebu-Ziya Tevfik, Ecel-i Kaza; Şemsettin Sami, Besa yahut Ahde Vefa, Gave, Şeydi Yahya adlı eserleri ile tiyatroya katkıda bulunmuştur. Ahmet Mithat Efendi de Eyvah adlı dramıyla tiyatro türünde eser vermiştir.

 

1870'ten sonraki piyes yazarlarından biri de Recaizade Mahmut Ekrem'dir. Recaizade Mahmut Ekrem, Atala ve Amerika Vahşileri adlı eserlerinin, yazılan ilk eser olduğunu belirtir. Çok Bilen Çok Yanılır (1914) komedisi Batılı anlamda tiyatronun bütün özelliklerini taşır.

 

Tanzimat edebiyatında tiyatro türünde çok sayıda eser veren bir diğer sanatçı da Abdülhak Hamit'tir. Eserlerinin bir kısmını mensur bir kısmını da manzum yazmıştır. Abdülhak Hamit'in eserleri:

 

Mensur olanlar
 

Manzum olanlar:
 

Eserlerini dram türüyle yazan Hamit; Finten'de Shakespeare; Nesteren ve Eşber'de Corneille'in etkisinde kalmıştır. İlk piyeslerinde tiyatro tekniğine (üç birlik kuralı) uyarken sonraları bu anlayışı bırakmış, 1880'den sonraki tiyatro eserlerini okunsun diye yazmıştır.

 

Piyeslerinde sosyal gerçeklere pek değinmemiştir. Bireyin iç dünyasına yönelerek daha bireysel konuları işlemiştir. Hâmit'in piyeslerindeki en büyük kusur dilde ve üsluptaki düzensizliktir. İlk piyeslerinde konuşma diline ve üslubuna yaklaşmış olmasına rağmen sonraki eserlerinde bu dil ve üsluptan uzaklaşmıştır.

 

Bu dönemin tiyatro yazarları arasında Manastırlı Rıfat, Hasan Bedrettin Paşa, Ali Haydar, Sami Paşazade Sezai, Muallim Naci, Mehmet Şakir gibi isimleri de sayabiliriz.


SERVET-i FÜNUN EDEBİYATI ( EDEBİYAT-I CEDİDE)


II. Abdülhamit döneminde, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan sanatçıların, Batı edebiyatı yolunda meydana getirdikleri bir edebiyat hareketidir. Bu edebiyat 1896'da başlamış, 1901 yılında sona ermiştir. Recaizade Mahmut Ekrem, 1895 yılı sanatçılarıyla kafiyenin göz için mi kulak için mi olduğuna dair bir tartışmaya girmiş ve bu cevaplarının bir kısmını Servet-i Fünun dergisinde yayımlamıştır. Servet-i Fünun, Recaizade Mahmut Ekrem'in Mekteb-i Mülkiye'den öğrencisi olan Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 1891'den beri çıkarılmaktaydı. Recaizade Mahmut Ekrem, bu dergiyi bir edebiyat dergisi haline getirmek için (Dergi ilk kurulduğunda bir bilim dergisiydi.) Ahmet İhsan'la anlaşmış ve kendisinin Galatasaray Lisesi'nden öğrencisi olan Tevfik Fikret'i dergisinin kısmi edebi der-muharrirliğine (edebiyat bölümü şefi) getirmiştir.

 

O sırada Mektep dergisinde ve diğer dergilerde yazmakta olan ve Recaizade'nin tarafını tutan başka gençlerin de, 1896'da bu dergi çevresinde toplanmasıyla Servet-i Fünun topluluğu meydana gelmiştir.

Servet-i Fünun Edebiyatı'nın Genel Özellikleri


Servet-i Fünun Yazar ve Şairlerinin Genel Özellikleri

Servet-i Fünun Edebiyatında Öykü ve Roman

Servet-i Fünun Edebiyatında Tiyatro

 

Servet-i Fünun Edebiyatında Eleştiri

 

Servet-i Fünun Edebiyatında Şiir

 

Bu dönemde şiir ve düzyazı alanlarında önemli sanatçılar vardır:

TEVFİK FİKRET

CENAP ŞEHABETTİN

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

MEHMET RAUF

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN

==> BAĞIMSIZLAR <==

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

AHMET RASİM

Servet-i Fünun Döneminde Kullanılan Biçimler

Sone

 

Sone Örneği:

Dağılır yele karşı altın saçları
Uçuşurdu bin bir büklüm içinde.
Bir hoş ışık vardı gözlerinde
Pırıl pırıl,sönmüş o zamandan beri.

Bir iyilik sarardı yüzünü bazan
Bilmem,belki bana öyle gelirdi.
Ben,o sevdadan can atan deli
Nasıl yanıp tutuşmazdım o zaman.

Yürüdü mü yerden kurtulurdu sanki
Melekler öyle yürüse gerek.Sözleri
Bir başka türlüydü insan sözlerinden.

Gökte bir ruhtu o,bir canlı güneşti.
Öyle gördüm ben;öyle değilmiş şimdi.
Yay gevşemiş,ne çıkar,yara gitmez gönülden.

Francesco PETRARCA

Çeviren:Sabahattin EYUBOĞLU

Terzarima

 

Terzerima Örneği:

GİZ
Bu kadar uzak mıydı
Git git bitmiyor yol
Görünmüyor dağın ardı

Oysa bilmem kaç yıl
Bu yollardan yürünmüş
Şimdi sanki bir masal

Bu dilsiz dağ ve taş
Nerde saklar kuşları
Hangi gizle sarmaş dolaş

Anlamak zor susuşları.            

Ahmet Telli

Triyole

 


Triyole Örneği:

Yüzünde hasta-i sevdâ gibi melâlet var,
Nedir bu hâl-i perişanın ey hilâl-seher?

Sabâh-ı feyz-i bahâride mübtesem ezhâr
Çemen çemen mütemevvic nesîm-i anber-bâr:
Niçin? ben anlamadım kimden etsem istifsâr?
Yüzünde hasta-i sevdâ gibi melâlat var!

Dem-i seherde yanında şu parlayan ahter
Hazan içinde solan bir çiçek gibi dil-ber
Sürûr fec ile şâdân iken bütün yerler,
Nedir bu hâl-i perişanın ey hilâl-i seher?

Serbest Müstezat

 
Serbest Müstezat Örneği:

KIŞ


Yine kış,
Yine şems-i mesâda (akşam güneşi), ah o bakış,
Yine yollarda serseri dolaşan
Âşiyânsız tuyur-ı pür-nâliş( inleyen yuvasız kuşlar)Tehi kalan ovalar
Sükût eder sanılır mevsimin gumûmuyla
Harab olan sarı yollarda kalmamış ne gelen,
Ne giden,
Şimdi yalnız kavafil-i evrâk (yaprak yığını)
Mütemadî sürüklenir bir uzak
Ufk-ı pür-ıztırab u nermide.Yine kış, yine kış
Bütün emelleri bir ağlayan duman sarmış

Ahmet Hâşim

FECR-İ ATİ

Servet-i Fünûn topluluğu 1901'de dağıldı. Bu tarihten sonra eser veren, özellikle şiir yazan sanatçılar yazdıklarını birtakım dergilerde yayımladılar. Bu gençler arasında Ahmet Haşim, Aka Gündüz, Ali Canip, Tahsin Nahit gibi isimler vardır. Daha sonra bunların arasına Yakup Kadri, M. Fuat Köprülü, Refik Halit gibi sanatçılar da katıldı. Bu genç sanatçılar bir araya gelerek edebi çalışmalarını bir düzene koymak istediler. Bu amaçla 20 Mart 1909'da ilk toplantılarını gerçekleştirdiler. Servet-i Fünûn dergisi bu gençlere sayfalarını açtı.
  • Genç sanatçılar sanat ve edebiyatla ilgili görüşlerini bir beyanname halinde Servet-i Fünûn dergisinde yayımladılar. Bu beyanname Türkiye'de bir edebiyat topluluğunun yayımladığı ilk beyanname örneğidir. Edebiyatı çok ciddiye aldıklarını, onu hoş vakit geçirme aracı olarak görmediklerini bildirdiler.